4/6/2008 ·

Tenimizdeki çizik olmadan nasıl anlamıyorsak canımızın incinebilirliğini, pişmanlığın sızısı olmadan fark edemiyoruz içimizde saklı masumiyetin kırılganlığını. Sessizce akıp giden suyun önüne çıkan bir çağlayan yahut kaya gibi suçlarımız; vicdanımızın sessiz bekçiliğini hatırlatırlar bize. Girdaplar, fırtınalar katarlar masum sandığımız hayatımıza. Kendimizi masum ve günahsız, hatasız ve kusursuz bildiğimizde kalınlaşıveren, kalınlaştıkça da ruhumuzu sağırlığa hapseden demir perdeyi yıkar günahlar. Dokunulmazlığımız üzerine kurduğumuz sırça sarayın yıkılışını haber verir içimizde yükselen “ah!”lar. Gururun kalesinin yangına verilişine denk düşer hatamızın utancını kıpkızıl yüzümüze taşıdığımız anlar. Pişmanlığın o kekremsi tadı, o akrepsi sokulganlığı utançla tanıştırır bizi. Utançla tanıştığımızda da, utanabilen yanımızla, içimizde suskunca bekleyen vicdanımızla buluşuruz ilk defa. Film gibi hani… Sevdiğimizle çarpışmak gibi köşe başında... Defterler kitaplar dağılırken havada, kalpler buluşur, gözler el ele tutuşur ya. O hata; o sakarlık, o dikkatsizlik, o sürçme, o ayak kayması, o kaza, utanabilen yanımızla tanıştırır bizi. “Ah!” ettiren her günah, bağışlanmanın ve affın, rahmetin ve gufranın serin pınarlarına susatır bizi.

    Hiç istemeden olmuş gibi, kaza ile değmiş gibi sokulur günah ve kirler ruhumuzun billur sularına. Paslı bir bıçak gibi bulandırıverir kalbin duru ayazmalarını. Sular üzerinde rüzgâr ürpertisi gibi, dudaklarımızda içli yakarışların kıpırtısını başlatır hatalar. Yağmurun çöl kumunu yarması gibi, içimizin de içinde sancılı itiraflara kuytular açar günahların darbesi. Vicdanımızın kulağının dibinde fısıltılı hesaplaşmalara çağırır bizi pişmanlıkların nefesi. Utandırır bizi. Utandırdığı gibi, utanabilir olduğumuzu da hatırlatır bize. Yüzümüz kızarır, başımız öne eğilir, mahcubiyetle kısılır gözlerimiz, belki gözyaşı dökeriz. Müşfik bir baba gibi teselli eder bizi pişmanlığımız: “Ağlıyorsun ya işte; o işi yapmayı yakıştıramadın kendine. Sen elinle ettiğinden fazlasısın. Sen bile isteye ettiğin günahtan daha yukarıdasın…”

    Kucağımızda hiç durmadan ağlayan bebek gibi, habire sızlanan bir hasta gibi buluruz pişmanlığı. Ne inkar edebilir, ne unutabilir, ne acısını dindirebiliriz. Bırakalım öyle kalsın! ACISIN. KANASIN. AĞLASIN. SIZLASIN. Dağlasın göğsümüzü. Yırtsın yüzümüzü. Kendi gözlerimizin içine baktığımızda, hemen yüzünü gösterip utandırsın bizi. Bizi bize gammazlasın. ACISINA İHTİYACIMIZ VAR PİŞMANLIĞIN. YA HİÇ ACITMASAYDI GÜNAHLAR KALBİMİZİ? Ya pişmanlığın sızısı hiç yapışmasaydı yakamıza? Kurtulmak için çırpındıkça üzerimize atılıvermeseydi pıtraklar gibi? Kıvrandıkça, kıvrandıkça yine yeniden yakalamasaydı bizi bileklerimizden?

    İyi ki öyle... Kaynağı saptanamayan ağrılarda hastalara, kural gereği, ağrı kesici verilmez. Çünkü ağrısı olmazsa, hasta çare aramaz. Kıvranmazsa, ağrının odağını bulmaya yönelik zahmetlere katılmaz, katlanmaz.

    Pişmanlığın da soğuk sert taşlar gibi vurması beklenir ayaklarımıza. Hiç bitmeyen kışlar gibi soğuk buzlar düşürmesi gerekir alnımıza. Firari mahkûmlar gibi köşe bucak tedirginliklere mahpus etmesi istenir bizi. İlk fırsatta, saati geri alma telaşına düşmek, takvim yapraklarını yerine yapıştırma telaşıyla yanıp tutuşmak gerek. Günahı, ömrünün son deminde ak örtülere sarılmış adamı/kadını acı bir sırla kirletmek diye bilmek gerek.

    “Kim aklar beni?” diye bütün kapılardan eli boş döndüğümüzde, “illâ O” diyecek çaresizliğin dizi dibine oturtmalı bizi pişmanlığımız. Rahmetin ve gufranın dergâhında kusurluluğumuzu ve günahkârlığımızı şefaatçi bilip öylece ümitlenmeliyiz Allah’tan. Hiç koşulsuz affedileceğimiz kapının eşiğinde umutla ve gözyaşıyla oturabilmeyi öğretmeli bize pişmanlık. Kimselere diyemediğimiz sırlarımızı kabuğunda sızlanan bir inci gibi rahmetin kucağına itiverme ihtiyacını tir tir titreyerek hissetmeliyiz pişmanlık göğsümüze sarıldığında. Ne kadar çok hata etmişsek etmiş olalım, sonsuz serin bir okyanusun maviliğinde kir pasımızı kimselere göstermeden yıkayıverme umudunu göğsümüzde cılız pınarlar gibi biriktirmeyi vaat eder bize pişmanlığımız.

    Sevapça hiçbir şey edemediğimizi, ettiklerimizin de bize ait sayılmayacağını aniden görebilmek demektir günahların “ah”ları. O’ndan korkup yine O’na kaçacak denli anaç ve müşfik olan rahmeti acıyan dudaklarımızla içmeyi sadece pişmanlığımız öğretir bize..

    O tatlı Şebnem Ferah şarkısı gibi, “Sil baştan başlamak gerek bazen. Hayatı sıfırlamak. Sil baştan sevmek gerek bazen. Her şeyi unutarak, yeni baştan sevmek gerek.”

    Sil baştan başlama telaşıyla affın boynuna sarılırız pişmanlığımızla. Sil baştan sevildiğimizi ummak adına rahmetin kucağına bırakırız gözyaşımızı. Sancıyan vicdanımızla, utanan yüzümüzle, ağlayan gözümüzle, titreyen dudağımızla içten bir özür, mahcup bir tövbe fırsatı sunar bize pişmanlığımız. Ya hiç olmasaydı pişmanlığımız? Hiç yakmasaydı canımızı? Ağrı hissedemeyen hastalar gibi yakardık rahmete yürüyen ayaklarımızı, kırardık affı avuçlayan ellerimizi.

    Senai Demirci 

Yorum (yok) Yorum yaz!

4/6/2008 · Kategori: saglik

Coca colanin ne anlama geldigini düsündünüzmü hic ?

 

İşte bunun cevabı:

COCA COLA yazısını yansıtmalı olarak ters çevirdiğinizde arapça bir yazı teşkil etmektedir. Ve de bu yazıda "La Muhammed La Mekka" yazısı ortaya çıkmaktadır. "La" arapçada olumsuzluk ekidir. Yani bu cümle o zaman: "Muhammedi ve Mekke'yi ortadan kaldırmak" anlamını taşımaktadır. İnanmak güç ama ne kadar cahil olduğumuzu kendi gözlerimizle görmeye ne dersiniz?

 

 

Takdiri size bırakıyorum hala içmeye devam edecekmisiniz?

 

Yahudi asıllı, gelirinin bazen bir kısmını bazen de tamamını İsrael'e vererek, Filistindeki vahşetin ve insanlık dışı o katliamın ortaklarından birisi de Coca Cola şirketidir. Üzülerek belirtmek gerekiyorkı; O şirketinde ayakta durmasını sağlayan yine biz müslümanlarız. Yani içtiğimiz her şişe cola ile Filistindeki kardeşimize bir mermi atmış oluyoruz.Kendi kurşunumuzla kendimizi kendi din kardeşimizi vuruyoruz.

 

COLA NIN  ÖLDÜRÜCÜ OLDUĞUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?

 

Koca bir parça bifteği kolaya yatırın. 2  gün sonra yok olduğunu göreceksiniz. Bunu çöpe atacağınız  her türlü meyve  sebzeye de uygulayabilirsiniz. Çöp öğütücü  masrafından   tasarruf. Tuvalete bir kutu kolayı dökün. Bir saat  kalsın, sonra   sifonu çektiğinizde yüzeyde herhangi bir leke  almadığını göreceksiniz. arabanızın Tamponundaki pasları kola ile kolaylıkla çıkarabilirsiniz. Aynı işlemi pillerin uçlarındaki paslanmada da Uygulayabilirsiniz. dolap sürgüleriniz çalışmıyorsa, kola ile inceltebilirsiniz.

 

---

 

Elbisenizde çıkmayan leke varsa üzülmeyin. kola dökün ve deterjanla yıkayın. Bembeyaz olacaktır. Kola üreticileri taşıyıcı  kamyonlarının motorlarını temizlemek için 20 yıldır kola şurubu kullanmaktadırlar. Burada anlatılanlara inanmadıysanız denemesi bir cola parasıdır.Yani   bir kutu Coca Cola veya  Pepsi veya Cola Turka vb . yeterli :)

 

---

 

Peki nedir bu Cola''nın bu kadar etkileyici temizliklerde bile kullanılabilmesinin sebebi? Coca-Cola ve  Pepsi'nin ortalama pH  değeri 3.4 tur. Bu asidi de dişleri ve kemikleri eritmek  için yeterli Temizliklerde bu kadar etkili olmasının sebebi  budur.Aslına  bakarsanız Cola ile dünyada kimsenin tavsiye edemeyeceği KARBONDİOKSİT içiyoruz.Hani şu dışarı atmak için devamlı nefes  alıp  verdiğimiz, atmak için uğraştığımız KARBONDİOKSİT...! 2001 yılında  Delhi  Üniversitesinde   "kim daha fazla Coca-Cola içecek diye bir yarışma yapıldığında, sekiz  litre Coca-Cola içerek kazanan ve 10   dakika içerisinde herkesin gözü önünde ölen kişinin haberini duymuşsunuzdur Neden öldü? Çünkü çok fazla  karbondioksit almıştı kanında   yeterli oksijen  yoktu.

 

---

 

Başka bir örnek: Kırılmış dişinizi bir şişe   Coca Cola''nin içine koyun ve 10 gün  sonra bakın... Diş 10 günde büyük  oranda erir. Halbuki dişler ve kemikler ölümden sonra bile  en fazla dayanabilen organlarımızdır?  Bir şişe kola içerek midenize ve  dişlerinize  ve bağırsaklarınıza ne  yaptığınızı bir düşünün...  Bu kadar zararlı   bir   içecek nasıl olurda bu  kadar bilinçsizce tüketilebilir ve biri  Amerikan   firması olmak üzere bu   şirketler bu  kadar   kar elde edebilir? İşte bu bilinçsizliği   önlemek için   çevrenize,sevdiklerinize  ve özellikle çocuklarınıza bunları anlatın. Belki bu kampanya fazla bir ses getirmeyecek olabilir. Ama ne  kadar kişiye  ulaşırsa o  kadar büyük etki  yapacaktır. destek olmak için yapmanız gereken tek  şey;   Kendinizi, sevdiklerinizi bu zehirden uzak tutup bu yazıyı   olabildiğince fazla kişiye   ulaştırmak, anlatmak...

 

 

Ne ictiginizi biliyormusunuz ??

 

Belkide biliyordunuz, ben yeni ögrendim ve tiskindim...

bilenler hatirlasin bilmeyenler ne ictigini görsün diye yaziyorum...

 

Kolaların formülü saklanırdıya..
Alkol miktarı, tat ve renk veren maddeler..
Kolaya renk veren meyan kökü falan bilirdik..
Öyle değilmiş..
Cochineal isminde bir böcekmiş..
Google den bakın bakalım, sahiden bu cochinel böceği neymiş.
Her iddiayada inanmayın. İnterneti olan baksın.
Ben baktım. Sizde bakın ve öyle inanın..

 

Igrenc bir yazi, biliyorum ama LÜTFEN LÜTFEN okuyun !!

 

 

Cochineal; Kanarya Adaları'nda ve Meksika'da yaşayan bir böcektir. Doğal ortamında çoğaldığı gibi kültürel olarak da yetiştirilmektedir..

 

 

Kaktüs bitkisine kene gibi yapışarak hayatını sürdürür..

 

 

Bir Cochineal böceği tarlası...Bu böcekler ve larvaları Meksikalı köylüler tarafından toplanır...

 

 

Pazarlama aşamasındaki cochineal..

 

 

Köylüler kendi ihtiyaçları için Azteklerden kalma klasik yöntemlerle böceğin özütünden dünyanın en güzel renklerinden biri olan “carmine”i üretirler..

 

 

Aztekler ve Latinler böcekten elde edilen bu boyayı ip boyamada kullanırlar..

 

 

Carmine pigmenti..

 

Aslında bu böceğe ve renge yabancı sayılmayız.Pek aşinayız...Susadıkça aç bir cola...İster coca cola ister cola turka..

Önce Hindistan yüksek mahkemesi coca-colanın sağlığa zaralı olduğu gerekçesi ile yasaklanması yönünde bir adım attı. Arkasından Letonya'da ilköğretim okullarında coca-cola ve pepsi yasaklandı. Geçenlerde Ukrayna’da bazı okullarda ve İngiltere'de bir okulda yasaklandı. Yakın zamanda İstanbul Gösteri Sanatları Merkezi’nde yasaklandı..

 

                             ..............................

 

...23 yil kola fabrikasinda calisan birisinin naklettigi ...

malumunuz kola denilen içeceğin en temel hammaddesi meyan köküdür ve meyan kökü ile beslenen canlilar arasinda fare de bulunmaktadir. büyük sirketler tonlarca üretim yaptiklari icin kepcelerle toplamaktadirlar meyan köklerini ve tonlarca topladiklari için de fareleri ayiklamaya ugrasmamakta daha dogrusu ugrasamamaktadirlar. bu yüzden de meyan köklerini içindekilerle beraber preslemekte sadece kalan deri, ayak, bacak parçalarini elekten geçirerek ayiklamaktadirlar. meyan köklerinin suyunun yaninda farenin kani, mide özsuyu vs. gibi sivilar da karismakta renk siyah oldugu için estetik açidan bir sorun olmamaktadir. tabi kola üretimi yapan sirketin kimyasal yöntemlerle bunu sagliga zararsiz hale getirme ihtimali de var... bu olayi anlatan kisi calistigi 23 yil boyunca bi bardak bile kola icmemis...

 

      ..............................

 

Cochineal böceğinin suyu yani Karmin, Musevilerden ‘kosher sertifikasi’ alamadığı için ticari olarak önemli bir engelle karşı karşıya bulunmaktadır. Müslümanlarda da Hanefi fıkıh alimlerince HARAM olarak değerlendirilmektedir...

 

İnternette http://tr.wikipedia.org adresinden de Cochineal yazarak arattınız mı aynı bilgilere ulaşabiliyorsunuz...

 

Hala içmek isteyenler varsa, bu bilgiyi kulak arkası yapabilirler. Ama, hiç değilse söz dinleyecek yaştaki çocuklarımıza kola yerine "halis" meyve sularımızdan, sütümüzden, ayranımızdan içirelim.

 

Bundan sonra; su iç, soda iç, ayran-limonata iç... Milyonlarca insan yanılmış olamaz...Milyonlarca böceğin yanılmadığı gibi...

 

Colasız günlere...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »


« Önceki :: Sonraki »